Var Gibi, Yok Gibi
“Sanki adı varmış gibi, Ama hiç çağrılmamış gibi…”
“Sanki adı varmış gibi,
Ama hiç çağrılmamış gibi…”
Bu söz, bugünün insan ilişkilerinin özeti.
Artık birçok şey başlıyor ama tamamlanmıyor.
Bir yakınlık kuruluyor, ama derinleşmiyor.
Ya da derinleşmesine izin verilmiyor.
Hızlı tüketim, duygulara da sirayet etmiş durumda.
Bir ilgi var gibi hissediliyor, ama sürekliliği yok.
İnsanlar hayatlara giriyor,
Ama yerleşmiyor.
Sanki hep geçici,
Sanki hep davetsiz.
Cümlelerin içinde anılıyor,
Ama hiçbir anının içinde durmuyor.
En tuhaf olanı ise şu:
Kimse tam olarak gitmezken,
Tam olacakta kalmıyor.
Bir varlık hissi bırakılıyor,
Ama o varlık, içi doldurulmamış bir boşluk gibi.
Sanki dokunulmuş,
Ama hiç tutulmamış,
Sanki dinlenmiş,
Ama hiç duyulmamış.
Bu yüzden bugün birçok insanın içinde aynı duygu var:
Adı konulamayan bir eksiklik.
Bu eksiklik bir kavga değil,
Bir terk ediliş değil.
Belki de bu yüzden daha ağır bir enkaz.
Birinin hayatında hiç var edilmeden,
Varmış gibi yaşamak.
İnsanlar artık birbirinin hayatına iz bırakmak için değil,
Sadece değmiş olmak için giriyor.
Kurşun kalemle yazılmış bir iz gibi
Üzerinden hafifçe geçildiğinde yok olan.
Bir camın buğusuna yazılmış isim gibi,
İlk nefeste silinen.
Oysa bir zamanlar, duygular böyle yaşanmıyordu.
Milenaya Mektuplar’da yazdığı gibi:
“Sana yazıyorum çünkü sana yazmadan yaşayamıyorum.”
Birine yazmak,
Sadece iletişim kurmak değildi.
Birine yazmak,
Onu hayatının içinde var etmekti.
Beklemek, hissetmek, derinleşmek…
Sevgi, zamanla büyüyen bir şeydi.
Bugün ise tam tersi yaşanıyor.
Hızlı başlayan, yüzeyde kalan,
Derinleşmeden tüketilen ilişkiler.
Ve belki de bu yüzden ayrılıklar bile değişti.
William Shakespeare’in dediği gibi:
“Ayrılık öyle tatlı bir kederdir ki,
Sabaha kadar veda edebilirim.”
Ama artık vedalar bile böyle değil.
Çünkü ortada vedalaşacak bir şey kalmıyor.
Ne tam bir başlangıç var,
ne de gerçek bir bitiş.
Sadece yarım kalmış duygular,
Adı konulamayan eksiklikler…
Ve belki de en yorucu olan şu:
Bir şeyin hiç olmamış olması değil,
Olmuş gibi hissedilip
Hiç yaşanmamış olması.
Bugün “Nerede o eski duygular?” diye soruyoruz.
Ama mesele duyguların azalması değil,
Derinliğin kaybolması.
Çünkü bir insanı kıran şey,
sevilmemek değildir.
Bir insanı asıl yoran şey,
Hiç yer edilmeden
Sevilmiş gibi hissettirilmesidir.
Bir camın buğusuna yazılmış gibiyim
Varım…
Ama ilk nefeste yokum.
Tarih: 29-03-2026